Müsiad’ın 'Oku, Dinle, Yaşa' Etkinliği

07 Ekim 2016 Cuma

 Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Müsiad’ın 'Oku, Dinle, Yaşa' etkinliği kapsamında konferans verdi…

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Müsiad tarafından, 'Oku, Dinle, Yaşa' etkinliği kapsamında düzenlenen konferansa katıldı.

Müsiad Eğitim Komisyonu tarafından İstanbul'daki Müsiad Genel Merkezinde bu yıl üçüncüsü düzenlenen konferans serisinde 'İkra: Oku' ana başlığı altında 'İslam ve İnsan' adlı konferans veren Diyanet İşleri Başkanı Görmez, sözlerine "'Oku' diye başlayan Kitabı bize lütfeden Allah'a hamdolsun. O Kitabı yaşanan bir hayata dönüştüren Hz. Peygamber'e salat ve selam olsun" diyerek başladı.

Sözlerinin başında bugün Yenibosna'da 75. Yıl Karakolu yakınlarında meydana gelen patlamada yaralananlara 'Geçmiş olsun' dileklerinde bulunan Başkan Görmez, "Bugün Yenibosna'da meydana gelen menfur terör saldırısında yaralanan kardeşlerime Allah'tan acil şifalar diliyorum. İstanbul'umuza geçmiş olsun. Allah, tarih boyunca mazlumların umudu olmuş bu aziz milleti her türlü kötülükten muhafaza eylesin" dedi.

Müsiad üyeleri, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda iş adamının katıldığı konferansta konuşan Başkan Görmez, şöyle konuştu;

“‘Oku’ fiilinden kasıt sadece satırlarda yazılanları değil, sadırlarda yazılanları da okumaktır…”

Bir kitap düşünün ki bütün kâinatın ufkunu değiştirmeye geldi. İlk emri ‘iman edin’, ‘ibadet edin’ değil, ‘Oku’ diye başlıyor. Tefsirlerimiz bunun hikmetinin sırrını bize izah etmekle başlamaktadır. İkra. Rabbimizin sevgili Peygamberimize ilk emri namazdan, imandan önce ‘oku’ olmuştur. ‘Seni yaratan Rabbin adıyla oku. Oku çünkü senin Rabbin kerem sahibidir.’ Allah bize sayısız nimetler ikram etmiş ama ilk ayetlerde en büyük ikramın ‘kalemle yazmak’ olduğunu söylüyor. İnsanlığın mürebbisinin kendisi olduğunu söylüyor. Bilmediklerimizi öğretmesi, yazmamızı öğretmesi ilk ayetlerde ifade edilmiştir. Kur’an, okunması, anlaşılması, yaşanması ibadet olan bir kitaptır. ‘Oku’ fiili sadece satırları yazılanları okumak demek değildir. Sadece kitap okumak, satırlarda yazılanı okumak değil, sadırlarda yazılanları okumaktır. Kendisini, kâinatı, varlık âlemini, hadiseleri okumak. Varlık âlemine götürecek yegâne yoldur. Yaratılışımızın hikmetini, var oluş gayemizi öğrenmenin yoludur. Okumamız gereken budur. O kitaptan hareketle kâinatı okumak, kendimizi okumak, belki önce kendimizi okumak, varlık gayemizi okumak, yaratılışımızın hikmetini okumak. Bizden istenen budur.

“Siz yeryüzünde iyilik yaparsanız hem birey olarak hem toplum olarak, Allah sizi asla mahcup etmez…”

Cebrail melekût âleminin ihtişamıyla efendimize görünerek ‘Oku’ mesajını iletti. Sonra Peygamberimiz evine döndü. Daha önce toplumdan kaçmış ve Hira’ya sığınmıştı. Okuma emri geldikten sonra okumak ve okutmak için evine, şehrine döndü. Yeryüzünün en büyük muallimi hayatının en önemli istişaresini ilk olarak Hz. Hatice validemizle yaptı. ‘Ey Hatice ben kendimden korktum’ dedi. 15 Temmuz gecesinde Ankara'nın semalarında ateşlerin bütün binaları yalayarak geçtiği F16 uçakları uçarken, müezzinlerimiz salatü selam nidalarında bulunurken ilk aklıma gelen Hz. Hatice validemizin Efendimize söylediği cevap olmuştur.

Hz. Hatice validemiz dedi ki, ‘Allah seni asla mahcup etmeyecektir. Çünkü sen bütün mevcudata, kâinata rahmetle bakıyorsun. Çünkü sen yolda kalmış insanları alıp varacakları yere taşıyorsun. Hiçbir varlığı olmayana sen ikram ediyorsun. Sen zayıf insanlara yardımcı oluyorsun. Bütün zorluklara rağmen sen daima hakkın yanında yer alıyorsun’ Hz. Hatice validemiz bir anne, eş, öğretmen edasıyla yeryüzünün en büyük muallimine ilk istişarede bunları ifade etti. Buradan çıkaracağımız ders ise, siz bu güzellikleri yapıyorsanız hem birey olarak hem de toplum olarak Allah sizi asla mahcup etmez.

“İnsan yeryüzünü imara katkı sunmuşsa ömür yaşamış olur, yeryüzünü imara katkısı yoksa yaşam tüketmiş olur…”

İnsanlarla, kainatla, Rabbimizle ilişkimiz varlık sebebimizin bize bildirdiği önemli hususlardır.

Kuran’ı Kerim’de bir ayet vardır. Buyuruyor ki, ‘Allah sizi topraktan, yeryüzünden yarattı ve sizden yeryüzünü imar etmenizi istedi’ ‘Umran’ önemli bir kavramdır. Bu ayetten İbnu Haldun bir medeniyet felsefesi kaleme almıştır. Bu ayetten meşhur bir âlimimiz Ragıb el İsfahani bir ahlak felsefisi çıkarmıştır. Farabi erdemli şehir felsefesini bu ayetten dolayı kaleme almıştır. ‘İmar’ kelimesi Kuran'ın önemli bir kavramıdır. İnşa ile imar farklı şeylerdir. Ömür, umre, tamir aynı kelimeden gelir. İnsanın yaşadığı hayatta yeryüzünü imara katkı sunmuşsa ömür deriz. Katkısı yoksa yaşam tüketmiş olur. Bizden istenen yeryüzünü imar etmek. İnsan kendisini imar edemezse yeryüzünü de imar edemez. Kalbini imar etmeyen insan yeryüzünü imar edemez. Önce kendimizi imar etmeliyiz sonra yeryüzünü imar etmeliyiz.

“İnsanlar üç sebepten dolayı yeryüzünü imar değil, ifsat eder…”

İnsan üç sebepten dolayı yeryüzünü imar değil ifsat eder. Bunlardan birincisi, fevkinde hiçbir kudret tanımayan güç tutkusu. Yeryüzünü ifsat etmeye yönlendiren en büyük tutku güç tutkusu. İnsanlığın acılar içinde kıvranmasının sebebi güç tutkusudur. Çocukları katledenlerin kötülüklerinin en büyük sebebi yaratılış hikmetini terk ederek güç tutkusuna kapılmalarıdır. İkincisi, yığınla servet tüketmeyi marifet zanneden tüketme tutkusu. Toplumların refahı tüketimle ölçülüyor. İnsanlar çok kötü tüketiyor. Açlık sefalet karşısında tüketim çılgınlığı. Üçüncüsü ise, hiç kimsenin kendisini görmediğini zannederek yaşamak. Allah’ın kendisini görmediğini zannederek yaşamak. Bu üç sebep insanı yeryüzünü imar etmeyi bırakıp ifsat etmeye yöneltiyor. Bu düşünce yeryüzüne egemen olduğu zaman yeryüzünü ifsat eder. Harsı ve nesli helak etmek için çaba içinde olur. Biz kâinatı bozmaya başladık. Kâinat insanı taşıyamamaya başladı.

“İnsanlık dünyaya bakış konusunda iki büyük yanlışın içine düştü…”

Mala, servete dünyaya bakış konusunda iki büyük yanlışlığa saptı insanlık. Bazı dini anlayışlarda dünyevileşme adeta takdis edildi. Mal ve servet takdis edildi. Bazılarında helal olanlar dahi haram ilan edildi. Kötülükten kurtulmanın yolu sahip olmamak olarak görüldü. İkisi de yanlıştı. İslam geldi ikisini birleştirmemizi emretti. Bizim servetlerimizin asıl sahibi olmadığımızın bilincinde olmamızı ve onları üretime dönüştürerek yeryüzünü imara katkıda bulunmamızı emretti. Dünya, dünya olduğu için kötülenmez. Dünya bizim için değerlidir. Ahireti kazanacağımız tek yer dünyadır. Dünyevileşmeyi kutsayan bir anlayış ve dünyayı haram kılan bir anlayış. İslam ikisini birleştirecektir. Bizden istenen dünyayı imar etmektir.

“Zekât, sadaka, infak yüksek bir ahlak gerektirir…”

Dikkat etmemiz gereken bir diğer husus ise ticarette helal haram konusudur. Hz. Ömer der ki, ‘Bir insanın dindarlığını namazındaki rekât sayılarında ya da orucunda değil, alış verişinde arayınız’ Alışveriş dindarlığın en güzel tezahür ettiği bir durumdur. Sahip olduğumuz servetin arındırılmasının tek vesilesinin zekât olduğunun bilincinde olmalıyız. Zekât ‘temizlik’ demektir. Zekât, infak, sadaka kavramlarını ticaretle uğraşan insanların aklından çıkarmaması gerekmektedir. İslam dünyasında bu anlamda sorunlar yaşanıyor. Bizim infak ile ilgili düşüncemizi de gözden geçirmemiz gerekiyor. Bir diğer önemli husus ise zekâtlarımızı, sadakalarımızı, infaklarımızı fakirlerin yüzüne kakarak, minnet ederek ziyan etmemektir. İnfakın yüksek bir ahlak gerektirdiğinin de bilincinde olmalıyız.

Programa Müsiad Genel Başkanı Nail Olpak, Müsiad üyeleri, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda iş adamı katıldı.